Maker kültürü, insanların hazır ürünleri yalnızca tüketmek yerine kendi tasarladıkları, geliştirdikleri ve ürettikleri nesneleri ortaya koymasına dayanan bir yapma ve paylaşma kültürüdür. Aslında kendin yap (do it yourself) kültüründen türeyen bu akım günümüzde hızlıca popülerleşiyor. Maker kavramını biraz açıklamak gerekirse, makerlar; düşünen, tasarlayan, geliştiren ve yapan insanlara denir. 3B yazıcılar, elektronik malzeme ve devreler (arduino, raspberry pi vb.), tasarım, model inşa bu insanların yaptıklarının başında gelir. Hepimiz birer makerız aslında, kimimiz evde kendi telefon kabını yapıyor, kimimiz evini aydınlatacak ışık sistemini hazırlıyor, kimileri instagramda kendi yaptığı kurabiye, süs eşyasını satıyor, bazıları işi büyütüp arduino ile daha değişik elektrik ve mekanik sistemlerle çalışmalar yapıyor. Kendi çorba karıştırıcısını yapan bile var.
Maker kültürü nereden geliyor?
Maker kültürünün kökleri, sanayi devrimi öncesinin zanaat geleneğine ve 20. yüzyılın kendin yap (DIY) hareketine kadar uzanır. İnsanlar her zaman evlerinde tamir yapmış, mobilya inşa etmiş, radyo ve devre kurmuştur. Bugünkü maker hareketini ayıran şey ise bu yapma isteğinin dijital araçlarla buluşmasıdır. Tasarım yazılımları, ucuzlayan elektronik kartlar, internette serbestçe paylaşılan planlar ve 3B yazıcılar bir araya gelince, geçmişte fabrikalara özgü olan yetenekler kişisel atölyelere taşındı. Bu değişim çoğu zaman üçüncü sanayi devrimi ya da kişisel üretim çağı olarak anılır.
Önemli bir başka kaynak da hacker kültürü ve açık kaynak felsefesidir. Yazılımda işe yarayan kodun paylaşılması ve birlikte geliştirilmesi mantığı, donanıma da taşındı. Arduino gibi açık donanım projeleri, herkesin devre şemasını görebildiği, kopyalayabildiği ve geliştirebildiği bir ekosistem yarattı. Bu paylaşma anlayışı, maker kültürünün belkemiğini oluşturur.
İnternetin rolü
Günümüz teknolojisiyle beraber bu işler hobi olmaktan çıktı. İnternet bu işin başında geliyor. İnternet sayesinde yaptığımız işleri araştırıp daha iyi hale getirebiliyoruz, başka insanlarla tanışıp fikir alışverişinde bulunabiliyoruz, bu kişilerin sosyal çevre ve gruplarına erişip daha da fazla insanla kontak kurabiliyoruz. Eğer güzel bir projeniz varsa ve paranız yoksa, işiniz ve ürününüz için internetten para bile toplayabilirsiniz. Fikrinizi beğenen insanlar çıkacaktır elbet.
İnternetin asıl gücü, bilgiyi ve üretimi merkezsizleştirmesidir. Bir önceki kuşağın bir ustaya çıraklık ederek yıllarca öğrenebildiği şeyleri, bugün biri çekim yapıp video dersi olarak yayınlıyor. Thingiverse gibi model paylaşım platformları, GitHub gibi kod depoları ve sayısız forum, bir kişinin çözdüğü problemin başka binlerce kişiye anında aktarılmasını sağlar. Kitlesel fonlama platformları ise bu sürecin son halkasıdır: bir maker, henüz ürünü yokken bile fikrini sunup ön talep toplayarak küçük bir atölyeden gerçek bir ürün çıkarabilir.
3B yazıcıların etkisi
Ve 3B yazıcılar. Yapay organlardan tutun da kendi oyuncağımızı bile yapabildiğimiz bu müthiş aletler artık herkesin evinde görebileceğimiz kadar makul fiyatlara satılabiliyor. Daha gelişmekte olan 3B yazıcılar her gün daha fazla gelişiyor.
3B yazıcının maker kültürü için bu kadar belirleyici olmasının nedeni, dijital ile fiziksel arasındaki köprüyü kurmasıdır. Bir tasarım dosyası, eritilmiş plastiğin katman katman biriktirilmesiyle elle tutulur bir parçaya dönüşür. Bu sayede prototip üretmek için kalıp yaptırmaya, fabrikaya sipariş vermeye ya da büyük yatırımlara gerek kalmaz. Bir fikri sabah çizip akşam elinde tutabilen bir kişi, hatasını görüp düzeltebilir ve hızla yeni bir sürüm deneyebilir. Bu deneme yanılma hızı, tasarımcının düşünme biçimini de değiştirir: mükemmel tek bir çözümü baştan hesaplamak yerine, çok sayıda küçük denemeyle ilerlemek mümkün hale gelir.
İnternet ve 3 boyutlu yazıcılar işimizi oldukça kolaylaştırıyor. Ve bana öyle geliyor ki yakında oyuncaklar fabrikalarda üretilip kargolanıp tezgâhlarda ve raflarda sergilenmek yerine sanal ortamlarda modellerini satın alıp evimizde kendimiz üreteceğiz. Bu teknoloji buna oldukça elverişli.
Şu anki 3 boyutlu yazıcılar daha işin çok başında ama ilerde her şey olabilir. Düşünsenize en ilkel haliyle bile canlı organ yapabilen bu aletler geliştikçe kim bilir neler yapabilir. Her şey hayal gücünüze bağlı.
Makerspace ve atölyeler ne işe yarar?
Maker kültürü bireysel bir uğraş gibi görünse de aslında topluluk üzerine kuruludur. Makerspace, fab lab ya da hackerspace adı verilen ortak atölyeler, tek başına satın alması pahalı olan makineleri paylaşımlı hale getirir. Bir 3B yazıcı, lazer kesici, CNC tezgâhı ya da lehim istasyonu, bu mekânlarda üye olan herkesin erişimine açıktır. Ama bu mekânların asıl değeri makineler değil, insanlardır. Bir problemi çözmüş birinin yanı başında oturup ondan öğrenmek, kitap okumaktan çok daha hızlıdır.
Bu atölyeler aynı zamanda bir eğitim işlevi de görür. Çocuklar ve gençler, soyut bilgiyi elleriyle bir şey yaparak öğrendiğinde kavramlar kalıcı hale gelir. Bu yüzden maker kültürü, okullarda STEM ve STEAM eğitimiyle de yakından ilişkilidir: bilim, teknoloji, mühendislik, sanat ve matematiği ayrı dersler olarak değil, somut bir projeyi yaparken iç içe yaşatmayı amaçlar.
Maker kültürünün tasarıma etkisi
Bu iki teknolojiyi birleştirince günümüz maker kültürü oluşuyor. İnsanlar birbirine bir şeyler sorarak, atölyelere giderek kendilerini ve fikirlerini geliştirip yeni ürünler ortaya çıkarıyorlar.
Maker hareketinin tasarım dünyasına en kalıcı katkısı, üretim ile tüketim arasındaki sınırı bulanıklaştırmasıdır. Geleneksel modelde tasarımcı çizer, fabrika üretir, kullanıcı satın alır. Maker yaklaşımında ise kullanıcı çoğu zaman aynı anda tasarımcı ve üreticidir. Bu durum, kişiye özel ve küçük ölçekli üretimi yeniden değerli kılar; standart bir ürünün karşılayamadığı bir ihtiyacı, kişinin kendisi giderebilir. Aynı zamanda tamir etme, parçaları yeniden kullanma ve israfı azaltma anlayışını da güçlendirir, çünkü bir nesnenin nasıl yapıldığını bilen kişi onu atmak yerine onarmaya daha yatkındır.
Ev hanımları, tasarımcılar, mühendisler ve zanaatkârlar artık herkes birer maker.
