Bu yazıda bir araya getirdiğimiz yapılar, dik açıyı, simetriyi ve düz cepheyi reddederek izleyenin gözünü yanıltan dünyaca ünlü mimari örneklerdir. Hepsi “fizik kurallarını alt üst ediyormuş” gibi dursa da gerçekte hiçbiri yer çekimine meydan okumaz; eğik ve dalgalı görünümlerinin ardında, dışarıdan fark edilmeyen sağlam çelik ve betonarme iskeletler vardır. Böylesine mükemmel ve ilginç tasarımları hep başka ülkelerde görmek zorunda mıyız? İnsan bu tasarımları görünce keşke bizim ülkemizde de olsa diyor. Kesinlikle görmeniz gereken, fizik kurallarını birbirine katarak insanı şaşkına çeviren Dünya’daki en ilginç yapılara göz atmalısınız.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte Dünya’nın dört bir yanında ilginç yapılar ortaya çıkabiliyor. Özellikle bilgisayar destekli tasarım ve modelleme yazılımları, eskiden çizilmesi bile zor olan karmaşık formların hesaplanmasını ve inşa edilmesini mümkün kıldı. Aşağıda bu formların en bilinen örneklerini ve her birinin neden bu kadar dikkat çektiğini bir araya getirdik.
Fizik kurallarını zorlayan yapılar
Dans ediyormuş gibi görünen bu yapı, Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da bulunur. “Dans Eden Ev” olarak bilinen bina, dünyaca ünlü mimar Frank Gehry ile Hırvat asıllı Çek mimar Vlado Milunić’in ortak tasarımıdır ve 1990’ların ortasında tamamlanmıştır. İki kuleden oluşan yapının biri cam ve kıvrımlı bir form taşır, diğeri ise daha sert ve dik durur; ikisi birlikte el ele tutuşmuş bir çift dans figürünü andırır. Bu yüzden binaya bir dönem ünlü dansçı çiftine atıfla “Fred ve Ginger” lakabı da takılmıştır. Eğri gibi görünen camlı kule, aslında düzenli bir taşıyıcı iskelete giydirilmiş bir cephedir. Yapı bir ofis binasıdır ve en üst katında kentin manzarasına bakan bir restoran bulunur.
Roma’da bulunan bu yapıyı görür görmez etkileneceksiniz. Acaba şeffaf mı yoksa göz yanılması mı yaşıyoruz diye insan ister istemez bir an duraksıyor. Cam yüzeyler ve kademeli, kesik geometriler bir araya geldiğinde bina kütlesi adeta hafifliyormuş gibi algılanır. Bu etki, geniş cam cephelerin gökyüzünü ve çevreyi yansıtmasından, binanın katı sınırlarının yumuşatılmasından kaynaklanır.
Dr Chau Chak Wing Building, Sydney

Sidney’deki bir üniversitenin işletme fakültesine ait bu bina, buruşturulmuş bir kağıdı andıran çarpıcı tuğla cephesiyle tanınır. Yapı, yine Frank Gehry imzası taşır ve Avustralya’daki ilk Gehry tasarımı olarak bilinir. Tuğla, normalde düz duvarlarla ilişkilendirilen geleneksel bir malzemedir; burada ise her tuğlanın özenle yerleştirilmesiyle dalgalı, kıvrımlı bir yüzey elde edilmiştir. Bu da geleneksel bir malzemenin çağdaş bir geometriyle nasıl bambaşka bir etki yaratabileceğinin güzel bir örneğidir.
Basque Health Department Headquarters, İspanya

İspanya’nın Bilbao kentinde bulunan bu kamu binası, kırılmış ve farklı açılarda eğilmiş cam yüzeyleriyle dikkat çeker. Cephe, sayısız küçük cam paneli farklı açılarda yerleştirerek ışığı her noktadan farklı yansıtan kristalimsi bir görünüm kazanır. Güneşin konumu ve hava değiştikçe binanın yüzeyi de sürekli değişiyormuş gibi görünür. Oldukça büyüleyici bir etki yaratır.
Tokyo’nun Aoyama semtindeki bu Prada mağazası, İsviçreli mimarlık ofisi Herzog & de Meuron tarafından tasarlanmıştır. Binanın en çarpıcı yanı, baklava dilimi biçimindeki cam panellerden oluşan kafes benzeri cephesidir. Bu panellerin bir kısmı düz, bir kısmı dışbükey ya da içbükeydir; bu yüzden cephe, içeriden ve dışarıdan bakıldığında görüntüyü hafifçe bükerek değiştirir. Cam panellerin oluşturduğu pürüzlü, çok yüzlü yapı binaya bir mücevher kutusu havası verir.
Barselona’daki bu yapı, Katalan mimar Antoni Gaudí’nin başyapıtlarından biridir ve UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır. Listedeki diğer binaların aksine modern bir yapı değildir; 20. yüzyılın hemen başında, Gaudí’nin mevcut bir binayı baştan tasarlamasıyla ortaya çıkmıştır. Dümdüz çizgilerin neredeyse hiç bulunmadığı yapıda dalgalı cepheler, kemikleri andıran balkonlar ve rengârenk seramik mozaikler kullanılır. Cephesi denizi, pulları ve organik formları çağrıştırır. Binaya bakınca kendinizi bir masal diyarında hissedersiniz. 🙂
Bu yapılar fizik kurallarını gerçekten çiğniyor mu?
Hayır. Görsel olarak dengesiz, eğri ya da düşüyormuş gibi görünseler de bu yapıların hiçbiri yer çekimini ya da statik kurallarını çiğnemez. Çoğunda, dışarıdan görünmeyen düz ve sağlam bir çelik veya betonarme iskelet vardır; gözümüzü yanıltan eğri formlar genellikle bu iskeletin üzerine giydirilen cephelerdir. Yani “fizik kurallarını alt üst etmek” bir his, bir tasarım etkisidir; gerçekte ise bu binalar, mühendislik ve mimarinin titiz bir iş birliğiyle ayakta durur.
Neden bazı binalar bilerek “dengesiz” yapılır?
Mimarlar, alışılmış kalıpların dışına çıkarak izleyiciyi durup düşünmeye, hatta şaşırmaya davet eder. Düz cepheli ve simetrik bir bina genellikle “olağan” algılanıp gözden kaçarken, eğri ve kırık geometriler dikkati üzerine çeker, fotoğraflanır ve kentin sembolü hâline gelir. Bu yüzden bu yapılar çoğu zaman yalnızca işlevsel bir bina değil, aynı zamanda bir şehrin tanıtım yüzü ve turistik bir cazibe noktası olarak da tasarlanır. Sıra dışı biçim, hem mimari bir ifade hem de güçlü bir kimlik aracıdır.




