Gijs Van Vaerenbergh, Belçikalı mimarlar Pieternel Vermoortel ve Gijs Van Vaerenbergh ikilisinin ortak çalıştığı stüdyonun adıdır ve bu yapı onların en çok tanınan işidir. Belçika’nın Limburg bölgesinde, Borgloon yakınlarındaki kırsal alanda yer alan eser, üst üste yığılmış yatay çelik katmanlardan oluşan bir kilise heykelidir. Çoğu kaynakta “Reading Between the Lines” yani “Satır Aralarını Okumak” adıyla bilinen yapı, bir kilisenin silüetini taşır ama bakış açınıza göre kâh som bir bina gibi, kâh tamamen saydam bir iskelet gibi görünür.
Proje Detayı:
*Yer: Limburg, Belgium
Mimarı: Gijs Van Vaerenbergh, www.gijsvanvaerenbergh.com
*
Kilise yaklaşık 10 metre yüksekliğindedir ve birbirinin üzerine bindirilmiş yüze yakın yatay çelik plaka ile bunları taşıyan çelik kolonlardan oluşur. Plakalar arasında boşluklar bırakıldığı için yapı, durduğunuz yere ve güneşin konumuna göre sürekli kılık değiştirir. Bir açıdan baktığınızda duvarları olan kapalı bir kilise görürsünüz, birkaç adım yana kaydığınızda ise katmanlar arasından arka plandaki tarlaları, gökyüzünü ve çevredeki her şeyi seçebilirsiniz. Güneşin doğuşu ve batışında ışık katmanların arasından süzülerek zemine çizgili gölgeler düşürür.
Yapı neden “görünüp kaybolan” bir kilise?
Tasarımın çarpıcılığı, kütle ile boşluğun yer değiştirebilmesinden gelir. Geleneksel bir kilise ağırlık, kalınlık ve kapalılık hissi verir; burada ise aynı silüet, üst üste dizilmiş ince dilimlerle kurulduğu için bina sürekli “var” ile “yok” arasında gidip gelir. İzleyici hareket ettikçe çelik şeritler kimi zaman üst üste binerek opak bir yüzey oluşturur, kimi zaman da hizadan kayarak adeta camlaşır. Bu optik oyun, malzemenin kendisinden değil, malzemenin nasıl dizildiğinden doğar. Bu yüzden yapı, mimari ile heykel arasındaki sınırda durur.
Katmanlı çelik bir yapı nasıl ayakta durur?
Yapı, yatay plakaların düzenli aralıklarla yerleştirilmiş düşey kolonlara sabitlenmesiyle oluşturulmuş bir çelik ızgara sistemine dayanır. Her katman tek başına ince ve hafif görünse de, bu katmanların ortak bir taşıyıcı iskelete bağlanması sayesinde yapı bir bütün olarak rüzgâra ve kendi ağırlığına karşı dengede kalır. Açık havadaki bir heykel olduğu için tasarımın hava koşullarına, paslanmaya ve uzun ömre dayanacak şekilde çözülmesi gerekir. Çelik, hem bu inceliği hem de gereken dayanımı aynı anda sağladığı için bu tür “saydamlaşan” yapılarda sık tercih edilen bir malzemedir.
Peyzaj içindeki sanat yapıları ne işe yarar?
Bu kilise, gerçek bir ibadet mekânı değil, kırsal peyzajın içine yerleştirilmiş bir kamusal sanat ve mimari deneme niteliğindedir. Bu tür eserler genellikle bir bölgeyi ziyaretçi için cazip kılmak, yürüyüş rotalarına bir durak ve odak noktası kazandırmak ve mimarinin sınırlarını zorlayan bir ifade alanı açmak için tasarlanır. Belçika’nın Limburg bölgesi, kırsal alana serpiştirilmiş çağdaş sanat ve mimari müdahaleleriyle bilinir. İzleyici yapının içinden ve etrafından geçtikçe çevredeki tarım arazisi, ağaçlar ve ufuk çizgisi bu çelik “vitrayın” arkasındaki tablo hâline gelir.
Optik illüzyon mimaride nasıl kurulur?
Buradaki etki, sinematik bir tekniğe benzer. Üst üste konan saydam tabakalar, aralarındaki boşluk ve izleyicinin hareketi bir araya geldiğinde, sabit bir nesne bile sürekli değişiyormuş gibi algılanır. Mimar, izleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarıp yapının görünümünü belirleyen bir katılımcıya dönüştürür: nereye durduğunuz, ne kadar yaklaştığınız ve günün hangi saati olduğu, gördüğünüz “binayı” yeniden kurar. Bu yaklaşım, malzemenin yoğunluğunu azaltıp ışığı ve boşluğu tasarımın asıl unsuru hâline getiren çağdaş mimarinin güçlü bir örneğidir.

kaynak: architecturelab.net